19. Uluslararası Bilgi Güvenliği ve Kriptoloji Konferansı (ISC Türkiye 2026) “Yeni Dünya Düzeninde Siber Savaşlar” ana temasıyla,  20-21 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi.
30 Ekim 2026
19. Uluslararası Bilgi Güvenliği ve Kriptoloji Konferansı (ISC Türkiye 2026) “Yeni Dünya Düzeninde Siber Savaşlar” ana temasıyla,  20-21 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi.
30 Ekim 2026

19. Uluslararası Bilgi Güvenliği ve Kriptoloji Konferansı ( (ISCTürkiye 2026) açılışında, Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı Başkanı Ümit ÖNAL ve Bilgi Güvenliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa ALKAN önemli mesajlar verdi.

Bilgi Güvenliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa ALKAN, 19. Uluslararası Bilgi Güvenliği ve Kriptoloji Konferansı ( (ISCTürkiye 2026) açılışında yaptığı konuşmada, Bilgi Güvenliği Derneği olarak 19 yıldır siber güvenlik alanında faaliyetlerini kesintisiz bir şekilde sürdürmeye çalıştıklarını, kurulduğu ilk günden bugüne kadar birçok kamu kurum ve kuruluşu, üniversiteler ve sektörle birlikte, öncelikle Türkiye’de siber güvenlik konusundaki farkındalığı en yüksek seviyeye çıkarabilmek için yoğun faaliyet gösterdiklerini ve çaba sarf ettiklerini; bu noktada epey bir mesafe kat edildiğini, ülke adına önemli yol alındığını ifade etti.

Dernek olarak ikinci temel amaçlarının, kuruluşundan bugüne kadar siber güvenlik konusunda ülkemizin ihtiyaç duyduğu insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağlamak olduğunu; bu konuda 19 yıldır yapmış oldukları eğitimler, yaz kampları, kış kampları, siber güvenlik çalışmalarıyla önemli ölçüde insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağladıklarını,

Görev edindikleri üçüncü misyonun ise, ülkemizin yine ihtiyacı olan siber güvenlik sektörünün güçlenmesi, büyümesi, özellikle yerli ve milli çözümlerle siber güvenlik alanındaki ulusal güvenliğimizin sağlanması açısından sektörün desteklenmesi, yerli ve milli çözümlerin geliştirilmesi noktasında da yoğun çalışmalar ve faaliyetleri olduğunu, bu konuda da Türkiye olarak çok önemli noktalara, mesafelere gelindiğini,

Bir diğer önemli hususun ise, Ülkemizde , siber güvenlik konusunda, yetki konusunda kurumlar arasında birtakım problemler yaşandığını, en çok istediğikleri şeyin, Türkiye’de siber güvenlik özelinde düzenleyici bir otoritenin bulunması ve o otorite sayesinde Türkiye’nin politikalarının, stratejilerinin ve siber güvenlik alanındaki faaliyetlerinin yürütülmesi konusu olduğunu, bu konuda her ortamda, her platformda Bilgi Güvenliği Derneği olarak yoğun çaba sarf ettiklerini; günün sonunda Türkiye’de Siber Güvenlik Başkanlığının kurulmuş olduğunu; bunun, ülkemiz için son derece önemli bir konu olduğunu; bu vesileyle Siber Güvenlik Başkanlığının kurulmasının ülkemize hayırlı olmasını dilediğini; Sayın Başkan Ümit Önal nezdinde,bu kurumumuzun siber güvenlik alanında bundan sonraki faaliyetleri etkin bir şekilde, yetkin bir şekilde, yetkili bir şekilde ve geniş imkânlarıyla eksik kalan, yapılması gerekenleri çok ileri seviyede yapacağına samimi şekilde inandıklarını, bunun gerçekleşmesinden de büyük mutluluk duyduklarını ifade etti.

Sayın Alkan konuşmasında, 2007 yılından beri ISC Türkiye Konferanslarına zaman zaman ev sahipliğini yapan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna, geçmiş bütün yöneticilerine ve çalışanlarına teşekkür ederek, bu etkinliğin, buradaki son etkinlik olacağı; bundan sonraki etkinlikleri Orta Doğu Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde yapacaklarını; bu vesile ile ODTÜ Rektörü Sayın Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıoğlu’na teşekkür etmek istediğini; önümüzdeki yıl ODTÜ ile birlikte, Sayın Rektörün destekleriyle ISC Türkiye Konferansının 20’ncisini ODTÜ’de gerçekleştireceklerini belirtti.

Sayın Alkan konuşmasının devamında, “ Asıl önemli olan konu ise yakın gelecekte aynı savaşla, aynı tehditle Türkiye olarak bizlerin de karşı karşıya kalacak olmasıdır. Avrupa beş yıl önce bu tehdidi gördü ve ciddi bir proje başlattı; “Böyle bir savaş karşısında siber egemenliğimizi, siber direncimizi, dijital dayanıklılığımızı nasıl sağlarız?” diye beş yıldır çalışmasını yapıyordu. Demek ki yetmemiş ki başarılı olamadı ve Avrupa şimdi kaynamaya başladı. O yüzden bizim de böyle muhtemel saldırılara, savaşlara karşı dijital egemenliğimizi, siber bağımsızlığımızı, siber dayanıklılığımızı, dijital direncimizi nasıl artırmamız gerektiği noktasında bugünden tezi yok, bütün kurum ve kuruluşlarımızla birlikte ciddi bir proje, ciddi bir çalışma başlatmamız ülkemizin ulusal güvenliği açısından son derece önem arz ediyor.

Bu açıdan, hazır bütün kurum ve kuruluşlarımız ve yöneticilerimiz, başta Sayın Bakanımız burada olmak üzere, bizim ivedilikle önümüzdeki süreç içerisinde muhtemel böyle bir tehdit karşısında ulusal güvenliğimizi sağlayabilmek için dijital direncimizi, dijital dayanıklılığımızı, siber dayanıklılığımızı ve siber egemenliğimizi sağlayacak çalışmalara başlamamız gerekiyor. Biz Bilgi Güvenliği Derneği olarak 20 yıldır yaptığımız gibi bu konunun sürekli gündemde olması, canlı tutulması, ulusal güvenliğimiz, milli güvenliğimiz açısından siber güvenliğin önemini ve ehemmiyetini her ortamda, her platformda gündeme getirme, dile getirme çabası ve gayreti içerisinde olacağız.”  ifadelerine yer verdi ve konuşmasını bu etkinliğe katkı veren, destek veren başta Sayın Bakan Uraloğlu, tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür etti ve şükranlarını sundu; etkinliğin sağlıklı, başarılı bir şekilde tamamlanmasını diledi.

(Sayın Alkan’ın konuşmasına ilişkin videoya buradan erişilebilir)

Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı Başkanı  Ümit ÖNAL  Konferansın açılışında yaptığı konuşmada, Dünyanın, güvenlik kavramının yeniden tanımlandığı tarihsel bir eşikten geçtiğini; yeni dünyanın güvenlik denkleminin dijital alanı, fiziksel dünyayı ve bilişsel alanı birlikte anlamayı gerektirdiğini; siber savaşın artık bir senaryo değil, bir haber başlığı da değil; sabah uyandığımızda kullandığımız telefondan akşam yatarken kapattığımız ışığa kadar günlük hayatımızın içinde olduğunu; bu konferans vesilesiyle, üç soru etrafında düşüncelerini paylaşmak istediğini belirtti.

Sayın Önal konuşmasında “Birinci soru: Dünya nasıl bir yöne evriliyor? İkincisi: Bu yeni düzende tehdit tam olarak nerede duruyor? Üçüncüsü ve en önemlisi de: Biz ne yapmalıyız? Bu üç soru etrafında biraz konuşmak istiyorum. 20. yüzyılda güç toprakla, çelikle, petrolle ölçülüyordu. 21. yüzyılda güç veriyle, algoritmayla, hesaplama kapasitesiyle ve en önemlisi bunlara kimin hükmettiğiyle ölçülüyor. Son birkaç yılda hep birlikte izledik: Jeopolitik gerilimlerin olduğu her yerde bir siber cephe de açıldı. Doğu Avrupa’daki savaşta ilk kurşun atılmadan önce kritik sistemlere yönelik siber operasyonlar çoktan başlamıştı. Orta Doğu’daki çatışmalarda bankalar, kamu hizmetleri ve haberleşme altyapısı hedef alındı. Küresel telekomünikasyon ağlarına sızan, yıllarca fark edilmeden kalan operasyonlar gördük. Denizin altındaki iletişim kablolarında yaşanan şüpheli olaylar, uydu ve konum sistemlerine yönelik karıştırma ve aldatma faaliyetleri artık sıradan olaylar. Ve 2024 yazında tek bir hatalı yazılım güncellemesinin milyonlarca cihazı nasıl çökerttiğini; havalimanlarını, hastaneleri, bankaları aynı anda nasıl felç ettiğini hep birlikte gördük. Ortada bir saldırgan bile yoktu. Bu bize çok önemli bir şeyi söyledi: Bağımlılıklarımız, düşmanlarımızdan daha büyük bir zafiyet olabilir.

Siber uzay; kara, deniz, hava ve uzaydan, bildiğimiz uzaydan sonra beşinci harekât alanı olarak artık tanımlanıyor. Ben bu tanımı bir adım daha öteye götürüyorum ve siber uzayı diğer dört alanın hepsinin sinir sistemi olarak tanımlıyorum. Onu kaybeden, aslında diğerlerinin hepsini kaybetmeye açık hale gelir.

Şimdi ikinci soru: Tehdit nerede? Geleneksel bakış açımız siber güvenliği sunucuların, ağların ve yazılımların güvenliği olarak görüyordu. Bu bakış bugün artık yetersiz. Ben tehdidi üç boyutta görüyorum.

Birinci boyut dijital boyut. Evet, bildiğimiz alan: kötü amaçlı yazılımlar, fidye saldırıları, veri sızıntıları, tedarik zinciri saldırıları. Burada oyunun kurallarını değiştiren şey ne? Yapay zeka. Saldırganlar artık yapay zekayı keşif yapmak, kod yazmak, ikna edici sahte içerikler üretmek ve hatta saldırıları otonom bir şekilde yönetmek için kullanıyor. Elbette savunmada da aynı teknoloji bizim en büyük müttefikimiz; bu tartışmasız. Ama şunu unutmayalım: Bu yarışta hız artık insan hızı değil, makine hızı. Bir yandan da kuantum bilgisayarların bugün güvendiğimiz şifreleme sistemlerini gelecekte tehdit edeceği gerçeğiyle yaşıyoruz. Bugün çalınan şifreli bir veri, yarın çözülmek üzere bir yerde bekletiliyor olabilir. Buna “şimdi topla, sonra çöz” yaklaşımı deniyor. Bildiğiniz gibi, hazırlığımızı bugünden yapmak zorundayız.

Dijital boyuttan sonra ikinci boyut fiziksel boyut. Artık bir bit bir atomu devirebiliyor. Enerji şebekeleri, su arıtma tesisleri, ulaşım sistemleri, sağlık cihazları, liman ve havayollarının otomasyonları, akıllı şehirler; hepsi birbirine bağlı, hepsi hedef. Bir hastanede ameliyat robotunun, bir barajda kapakların, bir rafineride vananın arkasında artık bir yazılım var. Az önce anlattığım Fransa örneği tam da bu. Siber saldırı bugün fiziksel hasar, hatta can kaybı üretebilecek bir araç. Denizaltı kabloları, veri merkezleri, baz istasyonları gibi fiziksel altyapılar da artık siber stratejimizin ayrılmaz bir parçası. Biraz evvel Başkanımız ifade etti: Siber güvenlik bilgisayar odasının, sistem odalarının dışına çıktı; ülkenin bütün coğrafyasında.

Üçüncü boyut bilişsel boyut. Bence en az konuşulan ama en tehlikeli boyut, bilişsel boyut. Burada hedef makineler değil; insan zihni ve toplum algısı. Dezenformasyon kampanyaları, algı operasyonları, yapay zeka ile üretilmiş sahte ses ve görüntüler, sosyal medya algoritmalarıyla yönlendirilen toplumsal öfke. Bir sahte videonun bir ülkenin borsasını sarsabildiği, bir seçim dönemini zehirleyebildiği, bir kriz anında toplumu paniğe sürükleyebildiği bir çağdayız. Bir toplumun neye inanacağını bilmemesi en büyük güvenlik açığı. Çünkü güveni kaybeden toplum, en iyi firewall’a sahip olsa bile içeriden çöker.”

Sayın Önal konuşmasının devamında, Dijital egemenliğin konuşmasının merkezi olduğunu, kimi zaman bu kavramın yanlış anlaşılabildiğini; dijital egemenliğin kendimizi dünyadan soyutlamak ve kapılarımızı kapatmak olmadığını; küresel bir çağın içinde, ağın içinde olduğumuzu ve öyle kalacağımızı; dijital egemenliğin; kendi verimiz, kendi altyapımız, kendi teknolojimiz ve kendi kararlarımız üzerinde söz sahibi olabilmek olduğunu,

Dijital egemenliğin beş ayağı olduğuna inandığını; Birincisinin veri egemenliği olduğunu, verinin nerede durduğu, kimin hukukuna tabi olduğu, kimin erişimine açık olduğunun stratejik bir karar olduğunu; İkincisinin, siber dayanıklılık ve caydırıcılık olduğunu, dijital altyapılarımızı yıkıcı etkilere karşı korumak ve akıllı savunmanın gerektiğini; ama sadece savunmanın yetmeyeceğini, akıllı taarruz yetenekleriyle caydırıcılık sağlamanın da kritik  bir bileşen olduğunu; Üçüncüsünün, teknoloji egemenliği olduğunu; yerli ve milli çözümlerin sadece yazılım ve donanım üretmek değil; çip tasarımından işletim sistemine, kriptografiden bulut altyapısına kadar kritik teknolojileri kendi kabiliyetlerimizle geliştirmek demek olduğunu; Dördüncüsünün, bilişsel egemenlik olduğunu, dijital platformlar, algoritmik sistemler ve organize etki faaliyetlerinin bilişsel, psikolojik ve sosyolojik etkilerine karşı bireylerin ve toplumun bağımsız düşünme, bağımsız karar verme ve irade oluşturma kapasitesini de korumak zorunda olduğumuzu; Beşincisinin, normatif egemenlik olduğunu, yani uluslararası siber normların, standartların ve kuralların şekillendirildiği masada yer almak ve bunlara etki edebilmek olduğunu ifade etti.

Sayın Önal konuşmasında, 5 Mayıs 2026’da, Siber Güvenlik Başkanlığı kurulduktan sonraki ilk Siber Güvenlik Kurulu’nun toplandığını; önümüzdeki günlerde de ikincisinin yapılacağını; Siber Güvenlik Kurulu’nun, kritik altyapıların korunmasını ve yerli ve milli teknolojilerde kapasite geliştirmeyi öncelikli olarak ele aldığını, ayrıca toplantıda veri egemenliğinin ayrı bir başlık olarak masaya yatırıldığını; verinin yalnızca teknik bir unsur değil, stratejik bir değer olduğunun vurgulandığını; yani artık konuşulan şeyin bir teknoloji tercihi değil, bir devlet politikası haline geldiğini belirtti.

Konuşmasının devamında, Siber Güvenlik Başkanlığının görev tanımına dijital devlet alanının da eklendiğini; Kamuda yapay zeka uygulamalarına yönelik yetkilerin de Siber Güvenlik Başkanlığı çatısı altında toplandığını; böylece  Siber güvenlik, dijital dönüşüm ve yapay zekanın ayrı ayrı masalarda değil, aynı masada konuşulacağını; Siber Güvenlik Başkanlığı’nın siber tehdit istihbaratından adli bilişime, yapay zekadan kritik altyapı güvenliğine tam 47 farklı görev alanında uzman personel alımı yapmakta olduğunu; ancak bir kanun, bir kurum, bir alım sürecinin yolun sadece başlangıcı olduğunu, asıl meselenin, bu çerçeveyi kamu, akademi ve özel sektörle gerçekten çalışan bir ekosisteme dönüştürmek olduğunu ifade etti.

Sayın Önal konuşmasının devamında “Şimdi üçüncü soruya ve nihayet konuşmamın sonlarına doğru geliyorum: Ne yapmalıyız? Yine birkaç çağrıda bulunmak istiyorum.

Birinci çağrım: Siber güvenliği üst yönetim meselesi yapalım. Siber güvenlik, bilgi işlem departmanının köşesinde kalan bir konu değil. Yönetim kurullarının, bakanlıkların, rektörlüklerin gündeminde ilk sıralarda olmalı. Bunu şirketimizde de, kurumumuzda da, bugün burada yüksek sesle söylüyorum: Bunun bir liderlik sorumluluğu olduğunu asla unutmayalım.

İkinci çağrım: Kamu, akademi ve özel sektör siber güvenlikte aynı geminin yolcuları. Kamu regülasyon ve vizyon sağlar, akademi bilgi ve yetenek üretir, özel sektör çeviklik ve inovasyon getirir. Bu üçü birbiriyle konuşmazsa saldırgan, inanın, hepsiyle ayrı ayrı baş edebilir. Tehdit istihbaratını paylaşmalıyız, ortak tatbikatlar yapmalıyız, güven temelli hızlı bir bilgi akışı da kurmalıyız. Unutmayalım, saldırganlar birbiriyle çok iyi paylaşıyor. Biz neden paylaşmayalım, paslaşmayalım?

Üçüncü çağrım: Dayanıklılık odaklı düşünelim. Hiçbir sistem yüzde yüz güvenli değil; bunu biliyoruz. Soru “Saldırıya uğrayacak mıyız?” değil; kesinlikle uğrayacağız. “Saldırıya uğradığımızda ne kadar çabuk toparlanacağız?” Asıl soru bu olmalı. Bu yüzden önleme kadar tespit, müdahale ve toparlanma kabiliyetlerimize de yatırım yapmalıyız. Yedeklilik, kriz tatbikatları, sıfır güven mimarisi ve kuantum sonrası şifreleme planları artık lüks değil, bir zorunluluk.

Diğer bir çağrım: İnsanı merkeze alalım. Siber farkındalık, ilkokuldan başlayan ve yönetim kurulu odasına kadar giden bir kültür olmalı. Dijital okuryazarlık mutlaka bilişsel dayanıklılıkla birleşmeli. Bir toplum olarak gördüğümüz her şeye değil, doğrulayabildiğimiz şeylere inanmayı öğrenmeliyiz.

Son olarak küresel iş birliği: Siber tehditler sınır tanımıyor. Hiçbir ülke, hiçbir kurum bu tehditle tek başına baş edemez. Bugün bu salonda ve önümüzdeki oturumlarda farklı kültürlerden, farklı ülkelerden dostlarımız olacak; bu aslında en güzel gösterge. Siber uzayın sorumlu, öngörülebilir ve adil kurallarla yönetilmesi için ortak akıl geliştirmek zorundayız.”

Sayın Önal konuşmasının son bölümünde, Yeni dünya düzeninde egemenliğin, yalnızca fiziksel sınırları koruyabilmekle mümkün olmadığını, aynı zamanda dijital varlıklara sahip çıkabilmek, kritik altyapıları ayakta tutabilmek ve toplumun karar alma süreçlerini sağlıklı bir şekilde yürütebilmesiyle ölçüleceğini, geleceğin güçlü devletlerinin yalnızca teknoloji üretenler değil; teknolojiyi kendi iradesiyle yönetebilen, krizler karşısında ayakta durabilen ve dijital dünyada kararlarını kendi başına verebilen devletler olacağını,

Bu konferansın, yeni dünya düzeninde siber savaşlar gerçeğini sadece tarif eden değil, bu düzende bizim nasıl bir yer edineceğimize dair ortak bir vizyon çizen bir buluşma olmasını dilediğini; bu önemli buluşmayı mümkün kılan Bilgi Güvenliği Derneğine, tüm destekçilere, konuşmacılara, organizasyon ekibine ve elbette katılımlarıyla bizleri onurlandıran Sayın Bakana, şahsı ve kurumu adına yürekten teşekkür ettiğini, Konferansın hayırlı, verimli ve ilham verici olmasını dilediğini ifade etti.

(Sayın Önal’ın konuşmasına ilişkin videoya buradan erişilebilir)